5/2/2009 - Sibel ERASLAN - Ten Kırışıklığı - Cemal ŞAKAR - İNCE SAZLAR EŞL

Tenim bilse de yokluğun hakikatini, ruhum hiçbir şeyi kabul etmiyor. Aldanmaya devam… Bu elbette tek kişilik bir aldanmadır. Ten bilse de sevgilinin gittiğini, ruh bilmez. Ten, kırışır. Eskir. Kederlenir. Bilgi edinir. Ruhsa, oyuna daldığı için karnı asla acıkmayan bir çocuk gibidir. O, çocukluğunu ve sevip de takılı kaldığı suretleri, he zaman sadakatle ve coşkuyla, sanki hiç gitmemişler gibi bekleyecektir.
Meleklere kalsınlar! Tüm içimden gidenler…
İNCE SAZLAR EŞLİĞİNDE
...Böylesi bir zulmetten; Allah’ın aydınlığına çıkıp acıları, kötülükleri elçabukluğuyla simüle etmeden anlatabilmek; sanatın yarattığı ve insanların algılarını körelten karanlıktan dışarıya çıkabilmek her sanatçının harcı değildir. Zira bir aydınlığın taşıyıcısı ve temsilcisi olabilmek, evvelemirde aynı kaynaktan beslenmekle olasıdır. Ancak böylesi bir beslenmeyle iyi kötüden, güzel çirkinden, doğru yanlıştan ayırt edilebilir. Elbette bu temyîz insanın nerede duracağını belirler. Zaten sanat da ancak mümeyyizlerce yapılan bir etkinliktir. Çünkü insanın duracağı yere ilişkin seçimi, onun sanat anlayışını da belirler. Bundan dolayı öyküsünde her şeyi ‘paşa gönlü’nün çektiğince anlatamaz. Söylemeye bile gerek yok; böylesi bir tutum, elindeki hamurla dilediğince oyunlar kurabilmek, hüner gösterebilmek için aynı şekilde ilkesiz, hakikatsiz, kaygan bir zemini seçen sanatçı için muhaldir. İdeolojilerin ölümünü ilan ederek ya da bahane ederek düşünsel, ahlaksal olarak bağlarından azade olan sanatçılar dilediğince özgür olabilecekleri bir alanı kendileri için yaratmış olabilirler. Ve o alanda oyunun, eğlencenin, hazzın son sınırlarına uzanıp her şeyi özgürce anlatmayı seçebilirler. Sınırsızca anlatma özgürlüğünün sağladığı afyon/narkoz etkisiyle esriyip esritebilirler.
|